4 Aralık 2012 Salı

uykun kaçmışsa eğer;

yazmak ya da okumak kurtarabilir seni kaostan.
yani demem o ki; 
kafana takma adamım oku bakalım neler söyleyecekler, neler sokacaklar aklına..
bir de bilinmedik şeyler düşünme kaybolma onların içinde diye..
siyasi bir kitap okuyorsun mesela yıllar öncesinin katliamlarından bahsediyor sana 
sen gidip içinde yaptığın katliamı düşünüyorsan eğer;
bırak okuma. komik olur yaptığın, kafan neredeyse bir git oraya tamam.
sonra üzdüklerini üzüldüklerini düşün, kendi hikayeni yaz kafanda, şiir tadında olsun..
fal bak kendine aynadan görürsün yok öyle fincana telveye gerek.
etkilemek istediğin, benim de bir tutam tuzum olsun şu hayatta dediğin bir hayatı al eline 
sonra vazgeç her şeyden uzaklaş, oyuncak mı dersin, yakıştırırsan kendine de..

neyse bir uzaklaş şu hayattan gir yatağına yarın ki boşluğunu düşün mesela ya da düşünme bütün ihtimalleri hesaplarsan kafanda olabilecek bir kaç şey tatmin etmez seni, gelişine yaşa diyorum. zaten hep öyle yapıyorum diyorsan tersini yap o zaman bambaşka bir hayal kur kafandan, yapman gereken pek bir iş yok zaten ölümüne onu gerçekleştirmek için uğraş bir gün sadece. zaten vazgeçersin sen ama en azından bir günün bir şey uğruna geçer.

uzun süre yazmamanın etkisi olsa gerek daldan dala uçan bir haletiruhiye içerisindeyim. kırıcı-yıkıcı tavırlar sergiledim belki ama dengesizliğim ve bir o kadar hassasiyetim yüzündendir tavrım aslında. ben böyle bir insan değilim deyip yalan yanlış anlatmayı da hiç sevmem kendimi düpedüz böyle bir insanım.

yazı ya da kışı sevmiyorsan, hep ortalarda bir bahar havasında yaşamak istiyorsan,uçların ya da tabuların yoksa; yalancısındır!  ben düşündüm buldum inanması güç ama gerçekten düşündüm. 

-saplantıdan notlar 1






31 Ağustos 2012 Cuma

'öteki tarafın'


http://www.youtube.com/watch?v=SDkJANQWBP4

ne yazacağımı biliyorum ama nasıl başlayacağımı bilmiyorum. 
konuşmaya başlayamamak gibi hani lafları gevelersin konuşmaman gereken şeyleri bile konuşur anlatırsın ama asıl yere gelmez konuşma bir türlü. 
bazen ise bir konuşursun sonra ömürlük susarsın. 
neyse konu konuşmak değil yazmaktı değil mi, devam edeyim öyleyse selamlaşma olarak kabul et bir kaç satırlık yazma girişimimi.

eylül gelmiş bugün hava bir selamladı. ey ahali ben geldim hazır mısın dedi sanki. şimdi akıllara zarar ben geldim mesajını verdi ya iki gün geri durur. sonra işte canım sonbahar gelir. güzelleşiriz belki, daha derin bakar gözlerimiz belki hatta belki anlamlı bakarız birbirimize. özlem imaları taşır cümlelerimiz varacağı limana ulaşır da bu defa kurtulur yükünden belki. güzel olur her şey güzel. uzak günlerin acısını unuturuz paylaştığımız tatlı anılarda. 

gel ey sevgili.. 
sarı sıcak akşamların gölgesi sarsın bizi.
gel ey sevgili..
kurşuni renkler doldurmadan semayı titreyen ellerim kavrasın elini.

pek bulutluyum ben bu günlerde bak ha yağdım ha yağacağım derken geçiyor günlerim. hala sınırlarımı zorluyorum, hala dik durma çabalarım sürüyor ama içimdeki ben hasta. insaf diyor bedenim. yüzümü kıskanır olmuş bir de sen gülüyorsun diyor ben ne haldeyim, insaf be. tartışıyorlar biraz beynim kalbimi de alıp gidiyor. iyi anlaşıyorlar artık, tartışma yok aralarında. diklenmiyor ikisi de sakince dinliyorlar birbirlerini. onlarda anladı zaten birbirlerinden başka kimseleri olmadığını.

''en çok sevdiğiyle sınanırmış insan''
sınavın sonuna geldim artık bence. yani yetmez mi ki artık.

dedi.. 

http://www.youtube.com/watch?v=YLRZ4wy5OAU

26 Ağustos 2012 Pazar

APTAL (kalpçik)

kocaman bir yolun ortasında durmuş etrafına bakıyordu. gidecek bir sürü yol vardı etrafında karar veremedi. bir yol çok kalabalıktı arka arkaya sıralanmışlardı girmek gereksizdi. karar vermek hiç bu kadar zor olmamıştı onun için. bir rüzgar esti tam o sırada serinleyeceğini düşünürken yaprak ters döndü. o  ve minik karınca kolonisi yere düştüler

işte böyleydi hayat kendi çıkmazlarımız içinde kararsızlıklar yaşıyorduk. sonra olmadık bir şey bizi yaprağımızdan ayırıyordu. asıl hayatın farkına varmadan ya ilk avcının avı oluyorduk ya da güvensizliğin verdiği korkuyla hayatımızdan vazgeçiyorduk.

böcek olmayı kabullenmekti aslında sorun. bir kabullensek bunu düştüğümüz yerin önemi olmazdı. hepimiz aptal böceklerdik. kabul edemedik, ezildik. 

aklımız var dedik düşünürüz dedik, kendini kanatlı karınca zanneden pirelerin altında ezildi hamam böcekleri. 

azmimiz var 3 ay çalışır 9 ay yatarız dedik karınca sandık kendimizi oysa ki cırcır böceğiydik hepimiz. boş laflar etrafında büyülendi gözlerimiz.

aklımızın yetmediği yerde duygularımız var dedik. kalbin işine akıl karışmaz dedik. karga bu hep burnu bokta olmaz dedik. kalp yetmezliği salgındı bizi de sardı bilemedik.


10 Temmuz 2012 Salı

aralar iyidir

zehir gibi bir şey bu hissettiğim.
genellikle yanlış zamanda alınmış yanlış kararların pişmanlıktan öte yalnızlığın çekilmez yükü..
tanıdığın kişi olmaktan çıkıp lanet bir insan tavrım bundandır..
cesaretsizliğimin belki içimde ölen çocuğun hissizliği ne dersen işte ondandır aslında.
ben olan yanım eksildi de ne yapsam bilemedim ben hani neresinden tutsam benle kalır derken uzaklaştı bir de baktım istesem de tutacak yan kalmamış.
kafamda konuşan insancıklar yetti bana bir süre. sonra onlar da sustu.
susan insanı sevmem ben o yüzden kendimi de sevmem artık. ne çok sustum? nasıl sustum?
nasıl tahammül ettim?


zehir gibi bir şey bu hissettiğim.
damarlarımda gezinen hoş olmayan ama hoş hissettiren uyuşturan bir şey.
en güzelliklerin yaşandığı dokunduğun hissettiğin dönemlerin güzelliği.
yeni kafanın ne güzel olduğunu anladığın zamanlar. acıyla büyüyen bir daha asla sahip olamayacağın yanın uzaklaşırken senden kurtuldum senden derken minicik bir oyuncakta, sokaktan geçen pis bir kedinin gözlerinde, belki çok köşe de kalmış küçük bir küpede, kenarı yırtık bir kağıda yazılmış notlarda kalır o yanın açar bakarsın zehir kalbine ulaşır.. acıdan dolar gözlerin..


zehir gibi bir şey bu hissettiğim.
bitirmek sonuna gelmek değildir. ancak soğuk taşa sen bilinçsizken yatırı veriyorlarsa o zaman biter işte, pamuk falan diyorum yani.
özlemek bir triptir aslında. yani neyin kafasını yaşıyorsun adamım, kişiler özlenmez yaşanmışlıklar özlenir..
sıfırda kaldığın insanı özlemezsin.. yaşamadıysan üç beş anın yoksa nedir yani.




dayanılmaz bir bağ bu hissettiğim.
kalbimin verdiği aklının almadığı..
aklının söylediği kalbimin anlamadığı..
benim konuşup senin sustuğun
sen susarken benim delirdiğim..

http://www.youtube.com/watch?v=8Y61DpvWg5w

26 Mayıs 2012 Cumartesi

içime doğmuş gibi önceden yazmışım bunu..

Zamanın ne kadar hızı geçtiğini anlamak lazım..
Bunu doğum günümden 2 gün önce fark etmem ve bu yazıyı yazmam biraz tuhaf tabi ama olsun daha çok gencim nihayetinde.
zaman sendromu yaşamıyorum yani. söyleyecek iki çift lafım var ondan geldim.
kendime yazmıyorum bu yazıyı alınması gerekenlere ithafen...


görüyorum ki zamanı erteleme çaban boşa çıkmış.. gülüyorum.. 
sınırı olmayan bir şeyi erteleme de nedir? sen kaybettiğinle kalırsın..
şunu yapacağım ama şundan sonra - hıhı çok beklersin yaşın kemale erer sen de hala şu şu der kalırsın..
kendine mazeret uydurursun, farkındasındır ama reddedersin ya da daha fenası olur; bilirsin ama bildiğinle kalırsın.


bir şeyi yapmaksa kararın vazgeçme derim.
gerçekten kararlı olduğun bir konudan bir anda vazgeçtiysen korkuların ve kaygıların yüzünden yıllar sonra gelir bulur seni, inanamazsın..
beyninin kıvrımlarında saklanmıştır yıllarca..
önüne çıktığında yaşayacağın hayal kırıklığını tahmin ettim, ben bile nasıl üzüldüm!
ah hele güzel egonun sarsılmasını gördüm şimdi, içim titredi!


kaçırdığı her an yıkımdır insan için.
senin için.
benim için.
gel vazgeç bundan. aynaya bak bir.


değişim yapsan ya hayatında..
kendini çöpe atsan. sonra o çöp yansa ve küllerinden bambaşka doğsan ya. ama yine bir o kadar sen olarak.
mutlu olmak için gülmek için birazcık güldürmek için.


ooff ne çok laf.. laf diyorum çünkü;
her fırsatta vazgeçen,
mazeretlerinin içinde boğulan,
kendisiyle birlikte kimsenin kıymetini bilmeyen


sana, ben ne desem boş...


  

18 Mayıs 2012 Cuma

ah bir gülsen

sesler duyuyorum nereden geldiğinin veya nereye gittiğinin önemi yok..
sıkıntıda insanlar.. mutsuzlar.. mutsuz oluyorum.
yakıştıramıyorum onlara ölüm gibi bir şey bu.. monoton yaşam biçimlerinin içerisine sıkışıp kalmış her şeyden bir haber yaşayan canlı varlıklar oluyoruz.. yürüyoruz ama yanlış bir yere gidiyoruz..

seslerini duyduğum gibi sesimi duymuyorlar ama duysalar da yakıştırmıyorlar kendilerine.. 
mutlu olduklarını sandıkları bir kaç şey söylüyorlar bana hepsi maddi, hepsi çıkar..
maneviyattan bahsediyorum anlamıyorlar. sanki yeni bir söz türetmişim gibi bakıyorlar yüzüme. en içten sarılmaları bile çıkar üzerine kuruyorlar. kadının erkekten, erkeğin kadından herkesin birbirinden çıkarı var olmuş.. 
inanmıyorum böyle olduğuna dostuma sarılıyorum.. o da bana.. 
aklından neler geçiyor bilmiyorum(!) ama bir farklı sarıldın bana diyor içim gülüyor.. demek ki yaşayan bir şeyler var hala diyorum umudum tavanlarda.


sonra üzüyorlar beni..
çünkü sarılmanın etkisi kısa sürüyor.. süslü cümlelerin ardında kalıveriyor her şey.. 
yok sitem etmiyorum ben sadece neler görüyorum onları yazıyorum..
birbirini dinlemeyen insanların gözlerindeki manasız bakışların sevimsizliğinden bahsediyorum.
aynaya bakmaya cesaret edememeli bu insanlar diyorum içimden.. görecekleri şey güzellikten yoksun..


mutsuz, umutsuz, yıkık.. hani derler ya ölmeden mezara konmuş gibi.. hayat kavgası, para gayesi ne hallere sokmuş bizi.. 
genel insan profili budur gözümde..
sonra geliyorum kendime.. daha 22 yaşında olmanın heyecanından kaynaklanan bir umut var belki.. 
ondan bu her şeyin üstesinden gelebilirim düşüncesi..
ama düşman değilim bu fikre.. 
hani herkes güzelliği görebilse istiyorum.. 


mutsuz olmak için zorladığınız kadar zorlamazsınız kendinizi mutlu olurken..
gülümsemek zor zanaat değildir yani.. surat asmak için gösterdiğiniz özel çaba gerekmez.. gülünce güzelleşirsiniz.. ve gülünce karşınıza iyi ki gülmüşüm diyeceğiniz bir şey çıkar mutlaka..
hayatım boktan ne diyor bu kız diyorsunuz belki şuan..
elinizde, cebinizde veya yanınızda olmayabilir.. 
kalbinize ve ruhunuza bir şans verin.. 
hayata gülümseyin.. bana yaptıklarına gülüyorum dercesine..

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Resminle bakıştık bugün.. sertti bakışların sevmedim.. gözlerinin derinliklerinden bir serzeniş aldım.. belki fotoğrafı çektirirken şöyle dur abi yok olmadı abi böyle dur diyen elemanın yüzündendi bilemedim.. fotoğraf eski haliyle ama bir şeyler aynı kalmış sanki.. bir yükün ağırlığı kalmış derinliklerde.. belki paylaşamamanın verdiği hüzün kalmış.. yine var mıdır acaba o? sanki çok zaman olmuş gibi.. konuşamadıklarım kalmış içimde belli.. e madem içinde kalacaktı niye konuşmadın ağzını mı bağladılar demezler mi adama? ben olsam daha ağırlarını derdim belki..

Belki demezdim..

Al işte yine çelişki.. hayatım bu olmuş benim kurtuluş yok galiba.. ama ben diyorum ki çelişkiler insanı iki yüzlü yapar.. hani konuşmazsın dersin ki üzülmesin kırılmasın diye konuşmadım.. sonra vicdan denen bir şey var mı bilinmez varsa onunla birlikte başını yastığa koyduğunda gerçekten bundan mı dersin çat diye cevabı vurur alnına.. o zaman anlarsın ki başkaları kandırmak kadar kolay olmayacak kendini kandırmak.. onlara gösterdiğin yüzü göremeyeceksin aynaya baktığında.. saçma sapan zamanda saçma sapan bir kafayla, iki arada bir dere de yazacaksın yazını.. birileri okuyacak, çıldırmış olmalı diyecekler.. bir başkası oof zamanım yok diyecek.. bir başkası okuyacak anlamadım ama var bu yazıda gizli bir şey diyecek.. ama bir kişi açacak bu yazıyı sonuna kadar okuyacak. bazı cümleleri iki kez okuyacak peş peşe.. sonra bitmesin isteyecek.. kendini bulacak yazıdan çıkaracak.. 

Zamanın birinden kopup gelmiş saçma yazılar yazıyorum. sayfalar dolusu, defterler dolusu.. okuyucusunun olmaması canımı acıtıyor.. kapatıyorum yazılarımı.. sen kendini bulup çıkarabildiysen her kelimesi farklı yerde olan yazıdan kaçışın yok bendensin.. 

Sen de yaz iki satır.. bir kere de kalemimiz savaşsın....



8 Mayıs 2012 Salı

ben de geldim!

     


bende sıkılıyorum çoğu kez doğrudur.. 
bir de buralarda yazayım konuşamadıklarımı dedim toplandım geldim.. neler yazarım neler.. ne hikayeler anlatırım sizlere.. hayal dünyasında yaşıyorum hissine kapılmamam elde değil..
bazen diyorum ki yanlış yerdeyim ben.. ne bileyim hani şöyle ayaklarımızın yere basmadığı yerler tercih ederdim.. yani ayaklarımız yere basmasın derken kastettiğim uçalım falan değil tabii ki.. sorumluluk-dert-tasa-cart-curt olmasa hani diyorum.. çok şey istiyorum.. 
hayal etmenin sınırları var mıdır peki? yoktuuur diyen sesler duyuyorum küçük veletlerden her neyse tabii vardır arkadaş olmaz mı! komik olmayalım yani.. hayal kura-kura uyursun mesela sonuna gelmişsindir, hayal kurduklarının aslında geçmişi devam ettiren bir siluet olduğunu kabullenip sızıp kalmışsındır. sınırı daha orada çekmişsin zaten.. hayallerde geçmişin ne işi var lan! zaten beceriksiz olduğumuz bir konu bu daha da saplantı haline getirmekteki amaç nedir bilinmez.. şuan kendimle konuşuyorum sanırım -lan diyerek hitap ettiğimde kendim olmakla birlikte -küçük velet, ergen ayakları fobim de beni yansıtıyor olmalı. 

peki ilk yazım böyle mi olmalıydı. olacağı varmış demek ki deyip kadere boynum kılan ince moduna sığınır da giderim belki.

belki gitmem.. 

ha bir de tiyatro candır. lafa bakınız: boğazımıza kadar bok içerisindeyiz, ondan başımız bu kadar dik.. 

harbiden bir bokluktur aldı başını gidiyor.. 
kurtulmak lazım kurtulmak...