hangi sebepten ötürü yalnız kalır insan dediğimiz.
tüm duyuları çalışırken yalnız kalabilir mi?
konuşabiliyorken susabilir mi?
görüyorken kapatabilir mi gözlerini?
ya duyuyorken elini kolunu bağlayıp oturabilir mi?
bunların hepsi yaşamı katletmeye teşebbüs olmaz mı?
sorgularımız yanlış telaffuzların içinde kaybolup gidebiliyor bazen. daha düşünemeden doğru kelimelerin yanlış sıralanmasından ve bir kaç sözcük düşüklüğünden asıl anlam yitip gidiyor. bir de üzerine sizi saçma bir konuma da sürükleyebiliyor.
birini anlamak onu tanımayı mı gerektirir peki?
gerçekten tanıdığımızı iddia ettiğimiz birini anlayamaz mıyız?
peki tanıdığımızı iddia edip bu bahsettiğim saçma konuma sürükler miyiz birbirimizi?
bana kalırsa bir insanı tanıyacak kadar yakın olamıyoruz birbirimize. tanıdığımızı ısrarla tekrarladığımız insanlar sadece tanımak için çaba sarf ettiğimiz ve çabalarımızın sonuçsuz kalmasını kabullenemediğimiz his çemberinin içerisinde çarpışıp duruyor.
küçük çarpışmalar büyük felaketlerin habercisi oluyor sonra.
25 Ağustos 2015 Salı
17 Haziran 2015 Çarşamba
yolda
Günlerin çılgınlar gibi akıp gittiğini hepimiz söyleriz. Zaman hiç durmadan akıyor ve aslında farkına bile varmadığımız bir zaman algısının içinde koşturup duruyoruz hepimiz.
Sonra bundan vazgeçip ne olduğunu anlamadan yaşayıp geçtiğimiz yılların çokluğu ile övünmeye başlıyoruz. Yaşımızın getirdiği yığıntı övünç kaynağımız oluyor birden.
Ben buraya nasıl geldim, neden geldim ve ne yapıyorum sorgusundan çok deneyimlerimiz göz doldurmaya başlıyor.
İçi boş yaşamlarımız içinde bir de kendini hiç olmadık bir yerde ortaya çıkaran ve sizi inanılmaz zor dar bir çemberin içine tıkanlar oluyor.
Hep çevresel faktörlerin içinde boğuluyoruz,
çünkü sizin deniziniz onların ki kadar derin değil.
Kendi sularınızda güvendesiniz, lakin bunun için gerçekten kendiniz gibi davranmanız gerekir.
Başka bütünler kendi yarımlığınızdan daha küçük olabilir. Bunu anlamak mümkün değil.
Kendi yolunuzdaki inanç tam da bu sebepten önemlidir.
Yolda yanınızı aldığınız bir kitap size o yolu zehir edebilir, bu okumaktan vazgeçmek anlamına gelmemeli tabi. Sadece bir daha kendinizle baş başa kaldığınızda size kendiniz gibi hissettirmeyecek seçimler yapmamanız gerektiğini öğretmeli.
ve bazen o yolda durup dinlenmeli.
Sonra bundan vazgeçip ne olduğunu anlamadan yaşayıp geçtiğimiz yılların çokluğu ile övünmeye başlıyoruz. Yaşımızın getirdiği yığıntı övünç kaynağımız oluyor birden.
Ben buraya nasıl geldim, neden geldim ve ne yapıyorum sorgusundan çok deneyimlerimiz göz doldurmaya başlıyor.
İçi boş yaşamlarımız içinde bir de kendini hiç olmadık bir yerde ortaya çıkaran ve sizi inanılmaz zor dar bir çemberin içine tıkanlar oluyor.
Hep çevresel faktörlerin içinde boğuluyoruz,
çünkü sizin deniziniz onların ki kadar derin değil.
Kendi sularınızda güvendesiniz, lakin bunun için gerçekten kendiniz gibi davranmanız gerekir.
Başka bütünler kendi yarımlığınızdan daha küçük olabilir. Bunu anlamak mümkün değil.
Kendi yolunuzdaki inanç tam da bu sebepten önemlidir.
Yolda yanınızı aldığınız bir kitap size o yolu zehir edebilir, bu okumaktan vazgeçmek anlamına gelmemeli tabi. Sadece bir daha kendinizle baş başa kaldığınızda size kendiniz gibi hissettirmeyecek seçimler yapmamanız gerektiğini öğretmeli.
ve bazen o yolda durup dinlenmeli.
25 Ocak 2015 Pazar
nefret ve hoşgörü adına;
ortaya konulmuş bilinmeyen ama yasanması gereken bir ortamdan geliyorum bugün yine.
yine diyorum çünkü;
defalarca istemediğim ama bulunmak zorunda kaldığım yerlerden geldim. aptal insanların oluşturdukları, kendilerine mesken bildikleri ve benimsedikleri yerlerin tozunu yuttum yıllarca.
sanki benim değilmişcesine.
sonra;
sanki hep benim olmuşçasına yaşadım.
arada bir şarkı çaldı, içinde kendimi aradım; bulamadım.
kapıdan giren olmadık tipin içine düştüm. arkalara gittim.
uzun saçlı, sakin kızın içinde kendimi aradım; bulamadım.
bir sigaranın ucunda kendimi aradım. ateşin parlaklığında buldum kendimi.
utandım.
gözler benim üstümdeymiş gibi hissettim uzun süre.
sonra;
beni bu bilinmezlik ortamına sürükleyen yeri aradım kendimde.
buldum.
ilerledim.
yaşın, konumun önemi yoktu.
yanımda oturan yeni yetmeye döndüm.
asıl hikaye o zaman başladı.
ben nefretin içinde büyüyen,
aşkı bilmeyen,
tutkuyla büyüyen
bilinmezliğin öbür adıydım.
yine diyorum çünkü;
defalarca istemediğim ama bulunmak zorunda kaldığım yerlerden geldim. aptal insanların oluşturdukları, kendilerine mesken bildikleri ve benimsedikleri yerlerin tozunu yuttum yıllarca.
sanki benim değilmişcesine.
sonra;
sanki hep benim olmuşçasına yaşadım.
arada bir şarkı çaldı, içinde kendimi aradım; bulamadım.
kapıdan giren olmadık tipin içine düştüm. arkalara gittim.
uzun saçlı, sakin kızın içinde kendimi aradım; bulamadım.
bir sigaranın ucunda kendimi aradım. ateşin parlaklığında buldum kendimi.
utandım.
gözler benim üstümdeymiş gibi hissettim uzun süre.
sonra;
beni bu bilinmezlik ortamına sürükleyen yeri aradım kendimde.
buldum.
ilerledim.
yaşın, konumun önemi yoktu.
yanımda oturan yeni yetmeye döndüm.
asıl hikaye o zaman başladı.
ben nefretin içinde büyüyen,
aşkı bilmeyen,
tutkuyla büyüyen
bilinmezliğin öbür adıydım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)