26 Mayıs 2012 Cumartesi

içime doğmuş gibi önceden yazmışım bunu..

Zamanın ne kadar hızı geçtiğini anlamak lazım..
Bunu doğum günümden 2 gün önce fark etmem ve bu yazıyı yazmam biraz tuhaf tabi ama olsun daha çok gencim nihayetinde.
zaman sendromu yaşamıyorum yani. söyleyecek iki çift lafım var ondan geldim.
kendime yazmıyorum bu yazıyı alınması gerekenlere ithafen...


görüyorum ki zamanı erteleme çaban boşa çıkmış.. gülüyorum.. 
sınırı olmayan bir şeyi erteleme de nedir? sen kaybettiğinle kalırsın..
şunu yapacağım ama şundan sonra - hıhı çok beklersin yaşın kemale erer sen de hala şu şu der kalırsın..
kendine mazeret uydurursun, farkındasındır ama reddedersin ya da daha fenası olur; bilirsin ama bildiğinle kalırsın.


bir şeyi yapmaksa kararın vazgeçme derim.
gerçekten kararlı olduğun bir konudan bir anda vazgeçtiysen korkuların ve kaygıların yüzünden yıllar sonra gelir bulur seni, inanamazsın..
beyninin kıvrımlarında saklanmıştır yıllarca..
önüne çıktığında yaşayacağın hayal kırıklığını tahmin ettim, ben bile nasıl üzüldüm!
ah hele güzel egonun sarsılmasını gördüm şimdi, içim titredi!


kaçırdığı her an yıkımdır insan için.
senin için.
benim için.
gel vazgeç bundan. aynaya bak bir.


değişim yapsan ya hayatında..
kendini çöpe atsan. sonra o çöp yansa ve küllerinden bambaşka doğsan ya. ama yine bir o kadar sen olarak.
mutlu olmak için gülmek için birazcık güldürmek için.


ooff ne çok laf.. laf diyorum çünkü;
her fırsatta vazgeçen,
mazeretlerinin içinde boğulan,
kendisiyle birlikte kimsenin kıymetini bilmeyen


sana, ben ne desem boş...


  

2 yorum: