5 Mart 2013 Salı

aşk tekildir

ilk kez başlığımı yazımdan önce attım.
o kadar emindim ki yazacaklarımdan tamamen o yüzden.
kendimi arayışlarım içinde kaybolur gibi hissederken, senin yanında hissetmek, senin gözlerinde yaşamak gibiydi bu gece hayat. 
konuşurken anlatamadıklarım var bu yazıda. söylemek istediklerim ama anlatamadıklarım.
seni kaybedeceğimi bile bile içimde tuttuklarım var..
serzenişlerim boşuna. anlattıklarım yavan. 
seni anlatmak seni yaşamak kadar zor.
içim acıyordu konuşamadıklarım için. içim acıyor dememdeki sebep buydu. 
küsmek bana göre değil. sana kırgın olmak ne mümkün.
yorulmuyorum senli zamanlarda. seni beklemek canımı acıtmıyor. senin için şarkılar dinlemek senli bir güne uyanmak acıtmıyor içimi. uyumuş mudur ya da uyanmış mıdır acaba diye düşünmek. hepsi güzel hepsi senli. 

aşk tekildir.
okuduğum bir kitapta son cümle '' aşk, iki kişiliktir.'' di.
yalandı. yanlıştı.
aşk, tek kişilikti.
aşkın bizi olmazdı. sen başka severdin ben başka. ben elmayı severdim, sen narı.
ikimizde meyve severdik ama başka severdik. sana hoşçakal demenin ne zor olduğunu sen elmaya sormalıydın, ama sen narı seviyordun. işte böyle karmaşık hisler içinde gözden kaybettik birbirimizi. 
dokunacak kadar uzak, konuşamayacak kadar uzak.

aşkın hazzı acı duymaktan geçerken hangi tatmin duygusu ayırırdı seni benden.
hangi gece alıkoyardı beni senden.
başka mevsimlerin yaşattığı o aybaşı karmaşasında hangi kanmışlık vazgeçirirdi beni senden.
neye kanmıştık senle. 
sevgi?
aşk?
haz?

aşkı kalıplara koyamamaktı seni sevmek.
sevmenin tanımınını yapamayıp ışıklarda bulmaktı son çareyi.

aşk, tek kişilikti.

27 Şubat 2013 Çarşamba

manası yok!

tam kavşakta durup ikiye ayrılan yola bakıyorum sessizce.
sesim olsa belki sorardım nereye gider bu yollar diye ancak sesim gideli çok olmuş. konuşamıyorum artık bir de duymuyorum haliyle. 
anlatmıştım ya hani çok önceden duyamayacağım durumları ondan dolayı. tekrarlamak istemediğim anlattıkça hapsolduğum konulardan. 
iki yolumda ışıklarla kaplı hani sonu pırıl pırıl olanlardan. seçim bana kalmış. aklını başına devşir bakışı var bir de orada ha söylemedim mi hepsi rüyamdaki falcıdan bunların. 
ah be güzel kızım bir derdin var senin diyor cinleri olduğunu iddia eden ama kendisi bir cin kadar çarpıcı çirkinlikte olan teyze. bakıyorum yine sessizce ne derdim varmış benim dercesine. sen ketçaptan mayonez, mayonezden ketçap tadı gelmesini bekliyorsun diyor. tatlar karışıyor aklımda. kaçıyorum.

bir yere gidiyorum kapı eski kovboy filmlerindeki barların kapıları gibi, itip giriyorum. yer olmadığı için bir adamın yanına oturtuyorlar beni. yuvarlak gözlükleri ve okuyormuş gibi yaptığı bir gazetesi var elinde. özür diliyorum rahatsızlık verdiğim için yanlış kişilerden yanlış özürler dilemek seni eskitir diyor bana, susuyorum.
tam o sırada bir kadın giriyor kapıdan gereğinden fazla süslü ve dikkat çeken, beraber süzüyoruz hatunu. ince beli, belirgin kalçaları var bakmamak imkansız diye geçirerek içimden utanmamı dizginliyorum. bir adamın yanına gidiyor adam umarsız kaldırıyor başını yüzünde samimiyetten çok uzaklarda bir gülümseme. kendi kendime kızıyorum adama bulmuş bir de havalara girmiş diye. gözlüklü amca yine atılıyor oradan ne yaşadıklarını bilmiyorsun, yorumlama boşuna,susuyorum.

sokak bir anda karışıyor, gençler sloganlar atarak kaçışıyorlar sağa sola. gözlerimizden yaşlar akıyor bir anda biber gazı bizi de sarıyor. coplar kalkıp iniyor, acı bağrışlar var etrafta. yan masamda cık-cık diye söylenen teyzeler, bir taraftan kopan çığlıklar, polis telsizlerinin iğrenç sesleri. hak diye bir şey olmayan bir ülkede cılız seslerin susturulduğu bir olay daha. 
sıkıntıdan içim ürperiyor, lanetler yağdırıyorum kendi kendime. 
kalkıp gitmek üzereyken tutuyor kolumdan amca beni 
'herşey gönlünce olsun'

10 Ocak 2013 Perşembe

masal


sayısız yazıların, keşfedilmemiş kelimelerin, bilinmedik gerçeklerin, korkarak kaçılan, umutsuzluk yüzünden kaybedilen bir masalın sonuydu anlatılan şarkılarda.
küçükken okunan masallar biterdi uyumadan önce. zaten masalın sonu gelmeden uyumalıyım sendromu yeterdi uyutmamaya seni. anneannemin elime kına yaktığında köpekler ulumadan  uyumazsan tutmaz kınan diyerek beni strese sokup, sonra benim uyuyamamam ve bir süre sonra ellerimdeki kına kaşındırmaya başladığında gidip ağlayarak yıkamam ve o kınanın gerçekten tutmamış olması kadar saçma bir o kadar anlatması zor.
o masalların o kadar kısa olması içinde anlatılan gerçek dışı olayların seni uyutmasına izin verme demek mi oluyordu acaba? hiç inandık mı aman ne saçma derken aslında bizi çok farklı bir yerden beslediğini. 
her masalın odağı başkadır aslında. yaşanılan veya anlatılan kişilerle bağlantısız bir nesnedir aslolan. bir aşk'ı anlatırsın yazında, ne derece tutkulu olduğunu anlatırsın. sonra adamım egosu yüzünden kendinden başka bir şey göremez orada. sıkılırsın. 'aslolan aşk orada' diye bağırıp ağız göz dalmak istersin, yapamazsın. belki anlar bir gün diye diye geçer zamanın, anlamaz. 
anlamadığını görürsün, yaşarsın. sabredersin. 
sonra ne olur biliyor musun?
o masal da uyutmadan biter. 
masal okumaktan o kadar çok yorulmuşsundur ki biri gelsin ve sana masal okusun istersin.
o kadar içten ve temiz istersin ki bunu evrenin sana hediyesidir çıkar gelir bir yerden.
sana yapılanı yapmamak için yeminler edersin.
hatta uyumak bile istersin o anlatırken, yeter ki mutlu olsun istersin kalbin. 
yürürken yaprak çıtırtılarından şarkı yaparsın kendine belki.
sonbaharı bir daha o kadar çok sevmezsin belki ama mevsim mi yok dersin unutursun sonbaharı.
bir süre olur olmaz şeylerle uyuşturduğun her şey uyanmaya başlar. 
en son kulağında kalan şey gelir sen akıllı ve güçlüsün. hayır ben bir masala inanacak kadar çocuğum ve senin gördüğün şey çocuk cesareti aslında.

neyse ne diyecektim ben aslında, 'hoşgeldin' ..